ATATÜRKün hayatta en hoşlanmadığı şey dalkavukluk, ama
yemek masasında hiç hoşlanmıyor. Karşısındaki adam da ATATÜRKe
sen Türklerin şahısın şususun bususun..., feci dalkavuk. Yoğurt
kasesi adamın önündeymiş diyorki Atatürk;Şu yoğurt kasesini bana
uzatır mısınız?. Adam yoğurt kasesi uzatacak, el insaf ayağa
kalkıyor, önünü ilikliyor, tam yoğurt kasesini alacak parmakları
içine giriyor. Ah... diyorlar ...adama taktı ATATÜRK, bir de
zaten sinirlenmiş durumda, bir de çok titiz bu konuda, şimdi bir
fırtına kopacak. adam perişan, ah paşam vah paşam derken Ya niye
bu kadar üzüldünüz demin yoğurt yiyecektim şimdi cacık yemiş
olurum. Evet, bu espriyle 25 yılın sonunda ATATÜRKün müthiş
espritüel olduğunu keşfettim ve yeni hazırladığım konferansımın
konusu ne biliyormusunuz? ?ESPİRİLERİYLE ATATÜRK. Bugün onu
hazırlıyorum, 6-7 ay sonra bitecek inşallah sizlerle buluşacağız.
O konferansta çok güleceğiz ama inanın çok da düşüneceğiz.
Bir gazetecide Atatürke sorar size de diktatör
diyorlar ne dersiniz. Atatürk şöyle bir bakar, Eğer ben diktatör
olsaydım hanımefendi bu soruyu sorduktan sonra siz asla canlı
kalamazdınız diyecektir. Peki diktatör mü Mustafa Kemal bakalım.
İzmir kurtuldu, çok tatlı bir yorgunluk, Ankaraya
hareket edecekler. Trene binerler kompartımana çekilirler. Ertesi
gün kompartımanı çalar yaveri, açar yorgun, bitkin, kravatını
yıkamaktadır Atatürk. Yaveri ya paşam bu ne hal hiç
uyumadınız herhalde niye böylesiniz? der. Ya çocuk kompartımanıma
yastıkla battaniye koymayı unutmuşunuz. Kolumu yastık yaptım
ağrıdı setremi yastık yaptım üşüdüm bende uyumadım kalktım der.
Yaveri; aman paşam! Birimize haber vereydiniz hemen size bir
yastıkla battaniye getirirdik der. Ve bir ülke kurtarmaktan dönen
komutan söylüyor bunları tarihi bir cevap derki Geç farkettim
hepiniz en az benim kadar yorgundunuz. Hiçbirinize kıyamadım.
Önemli olan benim uyumam değil milletimin rahat uyuması. Var mı
böyle bir şey! Bu insana diktatör demeye kimin dili varabilir.
Ayaklarının altına Yunan bayrağı serildiğinde bayrak bir ulusun
onurudur diye basmayıp kaldırtan bir insanın kendi milletinin
inancını çiğneyebileceğini düşünmek ancak onuru ve şerefi olmayan
kişilerin işi olabilir diye düşünmeden de edemiyorum. Bu arada içimizde çok değerli öğretim görevlilerimiz ve
öğretmen arkadaşlarımız var. Onların için de çok özel bir anısını
anlatacağım. İstanbul Üniversitesinin açılış töreni. Çok mütevazı
bir salon, tahta iskemleler, ortaya ATATÜRKün oturması için
kırmızı renkte süslü muhteşem bir koltuk konmuş. Profesörlerle
birlikte geliyor, buyurun diyorlar. Bir koltuğa bakıyor dönüyor
profesörlere, aynen şunları söylüyor; Sizlerden öğrenecek o kadar
çok şeyim olduğuna göre bu koltuk sadece sizlere layıktır diyor.
En kıdemli profesörü o koltuğa oturtuyor ve kendisi tahta
iskemlede programı sonuna kadar izliyor. Evet yani kendince hak
etmediği hiçbir koltuğa oturmayan bir Mustafa Kemali görüyoruz
orada. Dünya lideri olmak sanıyorum bu evet . Bu arada İstanbul ve Ankara illerinden birisine ATATÜRK
adının verilmesi için bir kanun önergesi veriliyor meclise. ya
İstanbula ATATÜRK diyorduk ya Ankaraya. Bu önergeyi vereni hemen
çağırıyor ve aynen şunları söylüyor ;Bir ismin dillerde kalması
için şehrin temellerine sığınmasına gerek yoktur. Bakın bu şehrin
ismi İstanbul ama Fatih Sultan Mehmeti hemen hatırlıyoruz. Eğer
ben bir şey yapabildiysem bunu binaların tepelerine, şehrin
temellerine ismimi yazarak değil milletimin kalbine yazarak
anılmak isterim diyecek, hiçbir yere adının verilmesini kabul
etmeyecektir. Şimdi bakıyorum da hortumcunun soyguncunun hepsinin
adı bitaraflarda şey gibi yazıyor merak ediyorum nasıl oluyor bu
diye. Evet, galiba beni bıraktınız, ben 25 yıl kolay değil, beni
bırakırsanız sabaha kadar buradayız. En iyisi son
iki anı ama onu en iyi anlatan anılarla programıma son vermek
istiyorum;
İşte ilki öğrenciler evet sizin için. Bir öğrenci
anlatıyor, Mahmut SADİ. Şöyle anlatır Mahmut SADİ. Yıl 1923.
İstanbul Üniversitesinde öğrenci olduğum sıralar. Okul duvarında
bir ilan görüyorum. Avrupaya talebe yollanacaktır. Allah Allah
diyorum, ülke yıkık dökük yıl 1923 Avrupaya talebe! Lüks gibi
gelen bir şey, ama bir şansımı denemek istedim. 150 kişi
içerisinde 11 kişi seçilmişiz. Benim ismimin yanına ATATÜRK
Berlin Üniversitesine gitsin diye yazmış. Zaman geldi. Sirkeci
garındayım, ama kafam öyle karışık ki gitsem mi kalsam mı, orda
beni unutur mu bunlar, para yollarlar mı, gurbet ellerde ne
yaparım? Bir an gitmemeye karar verdim, döndüm. O sırada bir
müvezzi ismimi çağırdı Mahmut SADİ, Mahmut SADİ, bir telgrafın
var
telgrafı açtım aynen şunlar yazıyordu sizleri birer kıvılcım
olarak gönderiyorum alevler olarak geri dönmelisiniz. Var mı
böyle bir şey? 11 öğrencinin nerede, ne zaman, ne düşünebileceğini
hesap edebilen bir lider dünya lideri olmasın da ne olsun. Yıl
1923, biz evimizde bir çocuğumuzun huyunu değiştiremiyoruz bir
huyunu. Tüm ülkenin huyu değişiyor. Bunla uğraşan bir insan
yolladığı 11 öğrenci nerede, ne zaman, ne düşünebileceğini
hissedebiliyor. Mahmut Sadi devam ediyor gel de şimdi gitme, git
de orda çalışma, dönde bu ülke için canını verme.diyor.
Evet bu gün en büyük şikayeti ne Türkiyenin Beyin
göçü. En iyi beyinlerimizi kapıp götürüyorlar ama o çocuklarımız
arkalarına baka baka gidiyorlar. Peki diyeceksiniz ki engellemek o
kadar mı zormuş Ha o gün 11 öğrenciymiş, telgrafmış. Bu gün
milyon öğrenci olsun, e-mail bilgisayar var. Yeterki şu iki
cümleyi ifade edebilecek, onların sorumluluğunu alan bir liderleri
olsun.
__________________
Arı su içer bal akıtır...Yılan su içer zehir akıtır...
|